Senelerdir insanların Nintendo Direct etkinliği için ne kadar gaza geldiklerini görürüm. İmrenirim de açıkçası, keza NES ve SNES’ten bu yana (1990’ların başından bahsediyorum) milyonlarca millenial’ın geçmişini şekillendiren bir kültürün devamını görüyoruz aslında. Benim için bu Mario ile, Zelda ile, sayısız JRPG ile ve Metroid ile kısıtlı kaldı büyük ölçüde; zevklerim o yöndeydi ve dönüp baktığımda en sevdiğim türler hala platformer’lar, dungeon explorer’lar, JRPG’ler ve özellikle metroidvania’lar. Sahip olduğum konsollar NES (Çin’den gelen PAL versiyonları) ve kuzenimde olup her Bursa’ya gittiğimde saatlerimi başında geçirdiğim SEGA’lardı. Aradaki Gameboy’ları, Nintendo 64’leri, Playstation’ları, XBOX’ları vesaire hep uzaktan izledim. Bu elbette kısmen bu kültürün ülkemize geç ve kısıtlı girişiyle alakalıydı; Pokemon Avrupa’da, Amerika’da ve Japonya’da bir oyun fenomeni iken benim için sadece bir anime ve taso oyunu olarak kaldı. Geri kalan konsolları emülatörler aracılığı ile tanıma imkânı bulduysam da, çoğu yeni diyebileceğimiz konsolu burada tecrübe etmedim.
Belki de bu yüzden, başa dönecek olursak, Nintendo Direct benim için imrenilecek bir etkinlik olarak kaldı, kendimi dahil hissedemedim.
Bu sabah bu hissimi değiştirecek bir şey oldu. Instagram’da gezinirken “tüm milenyalleri üç nota ile nasıl uyandırırsın” başlıklı bir videoya denk geldim. Bu üç nota, N64’de yayınlanmış efsanevi Legend of Zelda – Ocarina of Time (Z:OoT) oyununun Song of Storms isimli müziğinin ilk üç notası. Z:OoT hikayesi, sevilen karakterleri, karanlık sürprizleri ve müzikleri ile çoğu kişinin kalbinde yer etmiş bir Zelda oyunu. Geçtiğimiz ay gittiğim Asses.Masses isimli interaktif oyun tiyatrosunun molalarında, ParibuArt’ın ikram alanlarında bu oyunun müziklerinden örnekler vardı mesela (duyar duymaz oyunun adını ve hatta Geruda Valley bölümünde çaldığını da hava ata ata söylemiştim). Oyunda ocarina ile çaldığımız Song of Storms’un kendisini de, OCRemix’te Benjaipod’un yaptığı muhteşem cover’ı da binlerce kere dinlemişimdir. Bu nedenle birilerinin gerçekten bu oyunun müziklerine aşırı tepkiler vermesine hiç ama hiç şaşırmam.
Ama… Sonrasında tabii ki bu üç notayı vurgulayan videoların aslında Nintendo Direct’deki en son teaser’a ait olduğunu öğrendim ve hemen izledim. Yaşadığım heyecanı tahmin edemezsiniz. Belki de ilk defa “aaabi benim artık bir siviç almam lazımmm” diye geçirdim içimden. Ve hemen, tabii ki, diğer insanların ne tepkiler verdiğine baktım. Abartısız söylüyorum gözlerim doldu, tüylerim diken diken oldu. Bir tanesi hatta, yine ortalığı sallamış bir seri olan Kingdom Hearts’ın dördüncü oyununun çıkacağını görüp “bunun üstüne ne koyabilirsiniz ki?” diyor, hemen ardından Zelda’yı görünce ise tam anlamıyla kendini kaybediyor ve ekliyordu: “başka bir şey bunu geçemezdi gerçekten”. Z:Oot gerçekten çok fazla insanı çok başka şekillerde etkilemiş bir oyun, ve bir remaster çıkarılıyor olması gerçekten biz millenial’lar için çok çok büyük bir olay. Duygulandım sabah sabah…
Bu yaşadığım ve başkalarının da yaşadığına tanık olduğum hisler, aslında birlikte büyüdüğümüz oyunların hayatımızda ne kadar büyük izler bıraktığını gösteriyor sanırım. Tam da Dünya Kupası için eski heyecanları aradığımız şu an mesela; oyunlar da bire bir aynı hisleri veriyor bana. Eskiyi özlemek, yalnızca özlemek demek. Elimizden başka bir şey gelmiyor. Ama birilerinin çıkıp, o eskiyi bizlere tekrar emanet etmesi kadar mutluluk verici bir şey yok bizim (şu depresif milenyallerden bahsediyorum) için. Aslında şu nostalji de güzel bir şey, çünkü bazı şeylerin bizimle birlikte yaşlanmadığını fark ediyoruz.
Oyun için 2026’da çıkacak demişler. Belli ki para biriktirmeye şimdiden girişmem lazım, 6 ayım kaldı en fazla.
(dipnot: kredi çektiğim için yalan oldu o iş… olsun…)